Beynimiz küçülüyor ve görmezden geliyoruz.
Mutlaka hepimize ara sıra da olsa bu konuyla ilgili bir farkındalık geliyordur. Artık yavaş yavaş büyük oranda sabırsızlaştırılmış, tahammülsüzleştirilmiş ve mutsuzlaşmış bireyler olduk. Sosyal faaliyetlerden kendimizi fazlasıyla soyutladık. İnsanlarla olan buluşmalarımız azaldı. Artık eskisi kadar sık kütüphaneye gitmez, müze ziyaret etmez olduk; bilim, ilim ve edebiyat konuşmaz olduk. Bir araya geldiğimizde bile umarsızca yapılan dedikoduların veya incir çekirdeğini doldurmayacak kadar fayda sağlayan sohbetlerin içerisine attık kendimizi.
Birçok sebebe bağlanabilecek bu durumun, aslında en büyük sebebi sosyal medya ve ve bunu bizlere kattığı anlık kısa haz vaadidir. Çünkü anlık olarak bir sıkıntı ve buhranla - sıkıntı ve buhran diyorum çünkü artık hepimiz can sıkıntısıyla girdiğimiz sosyal mecralara, bir anlık dalgınlık ve boşluk ile daha yeni telefonumuzun kilit tuşuna basmış olsak dahi tekrar girme gaflet ve boşluğunda oluyoruz - girdiğimiz birtakım sosyal platformlarda, anlık ve kısa haz verici videolara erişiyoruz. Bu durum 30 saniyede - yahut yaklaşık bu süre düzeylerinde - tezahür ediyor ve neticelendiğinde ise küçük, işlevsiz hazları yakalamış olarak buluyoruz kendimizi.
Hatta bu sebepler dizi/film izleme, kitap okuma gibi zahmetli - aslında zahmetli olmayan fakat daha uzun süre ve çaba gerektiren, insana büyük oranda katkı sağlayan aktivite ve hobiler olarak açıklamak çok daha doğru olabilir - uğraşlardan kaçar ve tahammül edemez hale gelmiş bulunuyoruz.
Bu durum farkına varılmaz ise çok büyük problemlere sebep olabilecek kadar tehlikeliyken, farkına varmayışımızın da körüklemesi ile bizi, üzücü bir haletiruhiyeye sokmaktan da çekinmez. En kısa zamanda hepimiz ayılmalı, kendimize bakmalı, beynimizi küçültmeye bu kadar yatkın boş ve katkısız bir faaliyete karşı kayıtsız kalmamalıyız. Unutmayın hiçbir şey kötü değildir ancak her şeyin aşırısı kötüdür.